Sayfa 1 / 1112345»...Son »


Bu Maçları Kaçırmayın !

maçkeyfi | 27 Ekim 2008 | kivanc

Barcelona son haftalarda inanılmaz maçlar çıkarmaya başladı. Son 9 maçta rakip fileleri 30′un üzerinde havalandıran katalan ekibi son üç maçında ise iyice kontrolden çıktı: Atletico Madrid’e karşı 6-1, Basel’e karşı şampiyonlar liginde 5-0 ve son olarak Almeria karşısında 30 dakikaya sığan 5 gollük galibiyetler. Ayrıca bu gollerin çoğunu ayrı ayrı anlatmak lazım: sağ tarafa bakılırken sola doğru verilen paslar vealtı pas içinde topuk ile atılan goller gibi… Xavi, Messi, Eto’o, Dani Alves başta olmak üzere bütün oyuncular sanki puan almak için değil seyircilerin gözlerinin pasını silmek için oynuyorlar. Bu nedenle tavsiyem Barcelona maçlarını kaçırmayın !


Dönüş, Dönüşüm

maçkeyfi | 26 Ekim 2008 | akarlidag

 Anlaşılan, Arsenal yenilgisi Fenerbahçe’ye bir dönüşüm yaşatmış. Fenerbahçe’de belli ki hafta içi bir şeyler olmuş.   Oyuncular silekelenmişler. Oyunu daha iştahlı oynuyor, oyuna asılıyorlardı. Taktik ve kurgu diğer maçlardan çok farlı değildi. Fakat geçen sezonki gibi ayağa kısa paslarlar yapılıyordu. Topu Fenerbahçe’de tutma çabası vardı. Geçen yılki başarının formulünün bu yıl tutmaması için bir sebep yoktu. Nitekim Fenerbahçe için kırılma noktası olabilecek bir sonuç ortaya çıkmasını sağladı.

Takımda kötü oynayan hiçbir oyuncu yoktu. Roberto Carlos bile oynamaya karar vermişti. Herkes birbirinin açığını kabatmaya çalıştı. Volkan yan toplarda daha bir kendine güvenliydi. Gökhan sakat sakat oynamaya devam etmese çok daha verimli olacak ama dünkü maçta toparlanmış gibiydi. Selçuk belki de Fenerbahçe’deki en iyi oyununu oyadı. Bir tek Semih egoist oynayarak şaşırttı.

Deivid’i özlemişiz. Sahalara dönmesi ve gol atması bu maçı daha da önemli bir hale getirdi.

Bursaspor’da tüm oyun Yusuf’un üzerinden dönüyor. Yusuf’a sahip olmanın da böyle bir dezavantajı var. O takımdayken mecburen bütün takım O’na mahkum oluyor ki O son 2 haftadır eskisi gibi değil. Dün de kötü günündeydi. Bursaspor’un açık oynamayı tercih ettiği bir maçta Yusuf’un iyi oynamaması maçı farklı kaybetmelerine sebep oldu.


Şampiyonlar Ligi’nde kuralar çekildi…

Fenerbahçe | Şampiyonlar Ligi | 28 Ağustos 2008 | ozay

Az önce tamamlanan kuralar sonucunda işte gruplar. Ülkemizi temsil edecek olan Fenerbahçe G Grubunda mücadele edecek.

Grup A

  • Chelsea
  • Roma
  • Bordeaux
  • CFR

Grup B

  • Inter
  • Bremen
  • Panathinaikos
  • Anorthosis

Grup C

  • Barselona
  • Sporting
  • Basel
  • Shakhtar

Grup D

  • Liverpool
  • PSV
  • Marseille
  • Atletico

Grup E

  • Manchester United
  • Villareal
  • Celtic
  • AaB

Grup F

  • Lyon
  • Bayern
  • Steaua
  • Fiorentina

Grup G

  • Arsenal
  • Porto
  • FENERBAHÇE
  • Dinamo Kiev

Grup H

  • Real Madrid
  • Juventus
  • Zenit
  • BATE

United: Avrupa’nın Kralları!

Chelsea | Manchester United | Şampiyonlar Ligi | 22 Mayıs 2008 | bislier

Avrupa Şampiyonlar Ligi Kupasının bu yılki sahibi, Chelsea’yi penaltılarda deviren Manchester United oldu. Moskova’da oynanan dev final maçının normal süresi ilk yarıda C.Ronaldo ve Lampard’ın attığı karşılıklı gollerle 1-1 sona ererken uzatma devrelerinde de eşitlik bozulmadı. Penaltı vuruşları ise büyük bir heyecana sahne oldu. Şampiyonlar Ligi’nin bu seneki 8 gollü gol kralı C.Ronaldo penaltı vuruşunda Petr Cech’i geçemedi. Penaltı serisinin son vuruşunda Chelsea’nin kaptanı Terry’nin tek yapması gereken çerçeveyi bulmak ve ardından kupayı havaya kaldırmak olacaktı. Ne var ki bu akşam “direk”ler Chelsea’den yana değildi. Teketek atışlara geçildiğinde Giggs’in golünden sonra topun başına çok tanıdık bir isim geçti Chelsea’den: Anelka. Bu kritik dakikalara son verip kupayı Manchester’a getiren son hamleyi yapan ise Anelka’nın şutuna geçit vermeyen deneyimli Hollandalı kaleci Edwin van der Sar’dı. Son dakikaları yağmur altında oynanan bu zevkli mücadelede gülen taraf Premier Lig şampiyonu United olurken bu haklı sevinç, resmi sitelerinden yukarıdaki başlıkla duyruldu.


Şampiyonun adı: GALATASARAY

Ali Sami Yen | Galatasaray | Turkcell Süper Lig | 11 Mayıs 2008 | bislier

Ne seyircisiz oynanan maçlar, ne üstüste gelen sakatlıklar, ne de son haftalarda yaşanan “teknik direktörsüzlük”. Hiçbiri bahane olmadı, Turkcell Süper Lig’in 2007-2008 şampiyonunun adı: GALATASARAY.

Son haftalara kadar belirsizliğini koruyan şampiyonluk düğümü, Galatasaray’ın bu yoldaki en ciddi rakipleri F.Bahçe ve Sivasspor’u devirmesiyle büyük ölçüde gevşemiş, son hafta maçlarıyla da tamamen çözülmüş oldu. 3 mağlubiyet ve +41 averajla ligi tamamlayan Galatasaray böylelikle şampiyonluk sayısını 17′ye çıkardı. Oyuncu transferlerinde umduğunu bulamayan, teknik direktör konusunda da üstüste sıkıntılar yaşayan “cimbom”, başkan Adnan Polat’ın dediği üzre “kalbi ve ruhuyla” şampiyonluk kupasına uzanmayı bildi. Şu saatler itibariyle Mecidiyeköy’e sığmayan coşkulu taraftarlar İstanbul’da -özellikle Florya’da- ve diğer kentlerde meydanları sokakları doldurmuş durumdalar.

Galatasaray’ın yanısıra, 6 puan farkla ligi ikinci tamamlayan F.B. Şampiyonlar liginde, üçüncü Beşiktaş UEFA’da ve “üçlü averaj” sonucu dördüncülükle yetinen Sivasspor ise Intertoto’da ülkemizi temsil edecekler.


SİMURG ANKA = Otuz Kuş

Adnan Sezgin | Sivasspor | Galatasaray | UEFA Kupası | maçkeyfi | Turkcell Süper Lig | 05 Mayıs 2008 | Kemal Yonucu

SİMURG ANKA = Otuz Kuş

Rivayet olunur ki, kuşların hükümdarı olan Simurg Anka, Bilgi Ağacı’nın dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş…

Kuşlar Simurg’a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürmüş. Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe onlar da Simurg’u bekler dururlarmış. Ne var ki, Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler.

Derken bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg’un kanadından bir tüy bulmuş. Simurg’un var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte Simurg’un huzuruna gidip yardım istemeye karar vermişler.

Ancak Simurg’un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı’nın tepesindeymiş. Oraya varmak için yedi dipsiz vadiyi aşmak gerekirmiş. Kuşlar, hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar. Yorulanlar ve düşenler olmuş.

Önce Bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp;

Papağan; o güzelim tüylerini bahane etmiş (oysa tüyleri yüzünden kafese kapatılırmış) :

Kartal; yükseklerdeki krallığını bırakamamış;

Baykuş; yıkıntılarını özlemiş,

Balıkçıl kuşu; bataklığını.

Yedi vadi üzerinden uçtukça sayıları gittikçe azalmış.

Ve nihayet beş vadiden geçtikten sonra gelen Altıncı Vadi “şaşkınlık” ve sonuncusu Yedinci Vadi “yokoluş” ta bütün kuşlar umutlarını yitirmiş… Kaf Dağı’na vardıklarında geriye otuz kuş kalmış.

Simurg’un yuvasını bulunca ögrenmişler ki;

SİMURG ANKA =Otuz Kuş demekmiş. Onların hepsi Simurg’muş. Her biri de bir Simurg’muş.

Simurg Anka’yı beklemekten vaz geçerek, şaşkınlık ve yok oluşu da yaşadıktan sonra bile uçmayı sürdürerek, kendi küllerimiz üzerinden yeniden doğabilmek için kendimizi yakmadıkça, her birimiz birer Simurg olmayı göze almadıkça bataklığımızda, tüneklerimizde ve kafeslerimizde yaşamaktan kurtulamayacağız.

Evet, bu öyküyü niye naklettim bu bir maç yazısı değil ama Galatasarayın UEFA şampiyonluğundan sonraki durumu ve içlerinde bulundukları bataklıktan çıkabilmeleri için Başkanı, Yönetim Kurulu, Teknik Heyeti, İdari Kadroları ve hepsinden önemlisi FUTBOLCULARIN “ birer SİMURG olmayı göze almadıkça SİMURG ANKA olamayacaklarını ve bataklıktan çıkamacaklarını anladılar” ve kendi külleri üzerinden yeniden doğdular.

Herbiri birer efsane kuş SİMURG olan herkese, sanıyorum sadece saygı duymak gerekiyor,


İstemek

Fenerbahçe | Galatasaray | maçkeyfi | 28 Nisan 2008 | akarlidag

Uzun süredir derbide bir tarafın rakibi karşısında bu kadar ciddi bir üstünlük kurduğuna şahit olmamıştım. Galatsaray’ın maça baskılı başlayacağını bilmeyen yoktu. Ama baskının bu kadar uzun süreceğini ve Fenerbahçe’nin bunun altından kalkmak için hiçbir şey yapamayacağını tahmin etmek zordu.

Galatsaray sağlam bir orta saha ve çift forvetle maça başlayarak bu maçı kazanmayı ne kadar istediğini de söylüyordu aslında. Fenerbahçe’nin en önemli özelliği hazırlık pasları ve kanatlardı. Galatsaray rakibinin pas trafiğini bozarak aslında tüm oyun kurgusunu da bozmuş oldu. Her topa basarak, gerekirse faul yaparak Fenerbahçe’nin oyunu sete yaymasını engellediler. Fenerbahçe’de Gökhan ve Uğur tek başlarına kalınca kanatlar da çökmüş oldu. Kazım gerçekten çok kötüydü. Deivid hiçbir varlık gösteremedi.

Galatsaray orta sahası bu kadar baskılı oynarken, Fenerbahçe’de Maldonado ayağına gelen her topu yanındaki arkadaşına ya da geriye oynayarak rakibinin emeğine yağ sürdü. Aurelio ise kendini sakınmaktan bir türlü futbola dönemedi.

Fenerbahçe’de kadro terchinde Zico’nun hataları vardı. Belki taktikte de. Fenerahçe’nin bu kadar mahkum oynaması ve bu durumu değiştirmek için hiçbir çaba harcamamasıdır asıl değerlendirilmesi gereken. Sonuçta Sevilla maçında dün gecekinden çok daha fazla bir baskıyla karşılaşmışlardı. O maçta da ilk golü hatta ikinciyi yemişlerdi. Ama orada durumu kabullenmemek vardı, kazanma arzusu vardı, azim vardı.

Dün gece kazanmayı isteyen taraf da, galibiyeti hak eden taraf da Galatsaray’dı.


Baskı

maçkeyfi | 13 Nisan 2008 | akarlidag

Galatasaray:1 Trabzonspor:0

Maçın ilk 10 dakikasını izledikten sonra tarihi fark olabilir dedim kendi kendime. Galatsaray rakip ceza sahasında inanılmaz bir baskı kurmuş Trabzonspor kalecisi Tolga 2 topu elinden kaçırmştı o dakikaya kadar. Bu baskı maçın ilk yarım saatinde Galatasaray’a sayılamayacak kadar çok gol pozisyonu getirdi. Trabzonsporlu futbolcular ayaklarına aldıkları her topu rakibe kaptırınca gol yememeye duacı oldular.

İlk yarım saatten sonra Galatsaray’ın yorulmasıyla birlikte Trabzonspor oyunu dengemeye başladı. Umut ve Yattara’yla topu ileriye taşımaya çalıştılar fakat ikisi de bencilce oynadı. İkinci yarı daha dengeli bir oyun oynandı. İlginçtir ki Galatasaray golü bu bölümde bulabildi. Galatsaray’da özellikle Arda canı ne yapmak istiyorsa rahatça yapaildi. Trabzonspor’da hiçbir oyuncu O’nu durdurmayı başaramadı.

 Trabzonspor’un bu futbolla iş gerçekten çok zor. Çok fazla pas hatası yapıorlar, oyuna konsantre olamıyorlar, maça asılmıyorlar. Birbirlerinden kopuk oynuyorlar. Sadece yabancı transferiyle problemlerini çözebilecekler mi emin değilim açıkçası.

Hiçbir takım Galatasaray’a bu kadar rahat oynama şansı vermez. Hele de İBB. Haftaya İBB ardından Fenerbahçe maçları Galatasaray için zor geçecektir 


Önemli Bir Avantaj

Fenerbahçe | 03 Nisan 2008 | akarlidag

Kabul edelim ilk yarı kötü bir Fenerbahçe izledik. Gökhan ve Carlos’un olmayışı kanatların her zamanki gibi işlemesini engelledi. Uğur Boral sol kanattaki etkinliğinden uzaktı. Deivid, Önder’i sağ kanatta çok yalnız bıraktı. Kısa, ayağa paslarla rakip ceza sahasına sızan Fenerbahçe’yi Chelsea ceza sahasına pek de yaklaştırmadı. Bir de kendi kalelerine gol atınca oyun Chelsea’nin istediği hali almaya başladı.

Bu yılki Fenerbahçe’nin geçmiş dönemlerden en büyük farkı, geriye düşse de mücadeleyi bırakmaması. Elde ettiği başarılarla yetinmemesi. 2 yıl önce olsa 13. Dakika Chelsea’ye karşı 1-0 yenik düşen Fenerbahçe 2. Golü de 3. Golü de yerdi. Ama artık pes etmemeyi öğrendiler. Kendilerine olan güvenlerini asla kaybetmiyorlar.  Belli ki Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek finale çıkmak Onlar için yeterli değil. Tüm futbolcuların yarı finale yükselmeyi akıllarına koymuş olduklarını gördük dün gece.

Fenerbahçe ikinci yarıda daha derli topluydu. Özellikle beraberlik golünü bulduktan sonra kontrolü ellerine geçirdiler diyebiliriz. Çok güzel bir vuruşla Deivid yine golünü attı ve yine takımını galibiyete taşıdı. Zico aksayan sol kanadı Deivid’le takviye ederken, Beşiktaş maçında iyi bir performans gösteren Kazım’ı sağ kanada alarak Fenerbahçe’nin kanatlarının tekrar canlanmasını sağladı. Volkan’ın olağanüstü performansı da eklenince Şampiyonlar Ligi’nin yegane sürprizine imzalar atılmış oldu.

Maç öncesi en büyük korkum Chelsea’nin kontrollü oyunuydu. Sevilla gibi düşüncesizce saldırmıyorlar, defansı her daim sağlam tutuyorlar. Kezman’ın rövaşatasında kalenin içinde kaleci hariç 3 Chelseali futbolcu olması da bunun en güzel örneğiydi dün gece.

Fenerbahçe bir kez daha çok büyük bir başarı elde etti. 2-1’lik galibiyet kesin turu getirir diyemeyiz ama önemli bir avantaj olduğu da inkar edilemez.


Oradaydım!

Stade de France | İngiltere | Fransa | 30 Mart 2008 | akarlidag

Baştan söyleyeyim, bu bir maç yazısı değil. Tatil için gittiğim Fransa’da hem ziyaret hem ticaret kategorisinden izlediğim Fransa-İngiltere maçıyla ilgili anılarımı paylaşmak istedim sadece.

Champs Elysees’e de yürürken maç biletini nereden alacağımızı kendi kendimize sorduğumuz anda Paris Saint Germen’in “Fenerium”unu gördük:) Hemen içeriye girip Fransa İngiltere maçına bilet almak istediğimizi söyledik ama maalesef sadece kendi takımlarının biletini satıyorlarmış. Neyse ki bize yardımcı oldular da biletimizi alabileceğimiz adresi verdiler. 40′ar avroyu bayıldık, biletleri aldık ya dünyanın en mutlu insanı bendim. Artık sabahları kruvasan yesem de olurdu, kapiçino içsem de.

Maçtan yarım saat önce orda olun dediler. 7′de yola koyulduk. Malum Paris demir ağlarla yer altından örülmüş. 1 saat önce gider stadı gezeriz dedik. E güzel kardeşim yarım saat önce orda olun diyosun da metroyla stad arasındaki yarım saatlik yürüme mesafesinden ne diye söz etmiyorsun? Stadı gezme hayallerim suya düştü. Maça 20 dakika kala ancak yerime oturabildim.

3 gün Avrupa’ya gittin de yarım saatlik yürüme mesafesinden şikayet eder mi oldun demeyin. Maç maceramın en güzel kısımlarından biriydi. İngilizlerle Fransızların hep birlikte yürüdükleri, tezahüratlar yaptıkları bu bölümde nasıl kimse birbirini ittirmedi, kimse kimseye sataşmadı anlayabilmiş değilim. Adamlar alenen Fransızlara bağarıyor, bunlardan hiç ses seda yok. Bense damarlarımdaki Türk kanıyla İngilizlerden biri Fenerbahçe’ye laf ederse diye tetikte bekliyorum, hemen orada kafa göz dalıcam:) Yiyorsa Kadıköy’de söyle bunları diycem, o derece hazırım olaya:) Kimsenin Fenerbahçe’yle filan ilgilendiği yoktu. Ben kendi kendime boşuna moda girmişim.

Stadın içine girdiğimde hayranlıkla ağzım da hafif açık kalmış bir şekilde etrafımı seyre daldım. Gerçekten çok ihtişamlı bir stad. Tamamen dolmuştu zaten, çok güzeldi.

Şunu gördüm ki Ribery Fransızlar için tam bir halk kahramanı. Topu ayağına her alışında bütün stad inledi. Anelka’yı da seviyorlar ama bizim kadar değil. Ayrıca Fransız Milli Takımı’nın oyuncusu da olsa Paris Saint Germen’de oynamayan Ligue 1 oyuncuları da ıslıklardan ve yuhalamalardan nasiplerini aldılar. Devid Beckham’a gösterilen sevgiye cidden çok şaşırdım. Beckham oyundan çıkarken Fransızlar da İngilizler kadar coşkuyla alkışladılar. Sanırım bu adamda şeytan tüyü var!

Bu Fransızlar işi bilmiyor arkadaş! Hatırlayınca yine sinirlendim. Koca 90 dakika tek bir tezahüratla geçer mi? O tezahürat da en fazla 1 dakika sürüyor. Biz durur muyuz hiç, hemen başladık “Şampiyon Fenerbahçem ne istersen iste benden, İstersen donatalım dört bir yanı bayraklarla lalalalala”. Alkışı hakettik tabi :) Utanmasam ayağa kalkmayan İngiliz olsun diyecektim ama abartmayalım dedim kendi kendime. İnsanlar oturarak maç seyrediyor, ben de Paris kazan ben kepçe dolaştığımdan yorgunluktan gebermişim. Avrupalı gibi izledik maçı ne yapalım:P

Hakem bitiş düdüğünü çaldı. 5 dakika içinde tribünde bir kişi bile kalmadı. Çıkışta kalabalıktan dolayı adım adım yürüdük metroya kadar. Bay B.’nin konuyla ilgili yorumu ilginçti: “Bu kadar güzel sarışın kız, yüzlerce erkeğin arasında nasıl böyle rahatça yürüyebiliyorlar?”

Sonuç: Hayatımın en güzel akşamlarından birini yaşadım. Ah bir de Henry olsaydı…