Sayfa 1 / 212»


Şampiyonun adı: GALATASARAY

Ali Sami Yen | Galatasaray | Turkcell Süper Lig | 11 Mayıs 2008 | bislier

Ne seyircisiz oynanan maçlar, ne üstüste gelen sakatlıklar, ne de son haftalarda yaşanan “teknik direktörsüzlük”. Hiçbiri bahane olmadı, Turkcell Süper Lig’in 2007-2008 şampiyonunun adı: GALATASARAY.

Son haftalara kadar belirsizliğini koruyan şampiyonluk düğümü, Galatasaray’ın bu yoldaki en ciddi rakipleri F.Bahçe ve Sivasspor’u devirmesiyle büyük ölçüde gevşemiş, son hafta maçlarıyla da tamamen çözülmüş oldu. 3 mağlubiyet ve +41 averajla ligi tamamlayan Galatasaray böylelikle şampiyonluk sayısını 17′ye çıkardı. Oyuncu transferlerinde umduğunu bulamayan, teknik direktör konusunda da üstüste sıkıntılar yaşayan “cimbom”, başkan Adnan Polat’ın dediği üzre “kalbi ve ruhuyla” şampiyonluk kupasına uzanmayı bildi. Şu saatler itibariyle Mecidiyeköy’e sığmayan coşkulu taraftarlar İstanbul’da -özellikle Florya’da- ve diğer kentlerde meydanları sokakları doldurmuş durumdalar.

Galatasaray’ın yanısıra, 6 puan farkla ligi ikinci tamamlayan F.B. Şampiyonlar liginde, üçüncü Beşiktaş UEFA’da ve “üçlü averaj” sonucu dördüncülükle yetinen Sivasspor ise Intertoto’da ülkemizi temsil edecekler.


SİMURG ANKA = Otuz Kuş

Adnan Sezgin | Sivasspor | Galatasaray | UEFA Kupası | maçkeyfi | Turkcell Süper Lig | 05 Mayıs 2008 | Kemal Yonucu

SİMURG ANKA = Otuz Kuş

Rivayet olunur ki, kuşların hükümdarı olan Simurg Anka, Bilgi Ağacı’nın dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş…

Kuşlar Simurg’a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürmüş. Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe onlar da Simurg’u bekler dururlarmış. Ne var ki, Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler.

Derken bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg’un kanadından bir tüy bulmuş. Simurg’un var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte Simurg’un huzuruna gidip yardım istemeye karar vermişler.

Ancak Simurg’un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı’nın tepesindeymiş. Oraya varmak için yedi dipsiz vadiyi aşmak gerekirmiş. Kuşlar, hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar. Yorulanlar ve düşenler olmuş.

Önce Bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp;

Papağan; o güzelim tüylerini bahane etmiş (oysa tüyleri yüzünden kafese kapatılırmış) :

Kartal; yükseklerdeki krallığını bırakamamış;

Baykuş; yıkıntılarını özlemiş,

Balıkçıl kuşu; bataklığını.

Yedi vadi üzerinden uçtukça sayıları gittikçe azalmış.

Ve nihayet beş vadiden geçtikten sonra gelen Altıncı Vadi “şaşkınlık” ve sonuncusu Yedinci Vadi “yokoluş” ta bütün kuşlar umutlarını yitirmiş… Kaf Dağı’na vardıklarında geriye otuz kuş kalmış.

Simurg’un yuvasını bulunca ögrenmişler ki;

SİMURG ANKA =Otuz Kuş demekmiş. Onların hepsi Simurg’muş. Her biri de bir Simurg’muş.

Simurg Anka’yı beklemekten vaz geçerek, şaşkınlık ve yok oluşu da yaşadıktan sonra bile uçmayı sürdürerek, kendi küllerimiz üzerinden yeniden doğabilmek için kendimizi yakmadıkça, her birimiz birer Simurg olmayı göze almadıkça bataklığımızda, tüneklerimizde ve kafeslerimizde yaşamaktan kurtulamayacağız.

Evet, bu öyküyü niye naklettim bu bir maç yazısı değil ama Galatasarayın UEFA şampiyonluğundan sonraki durumu ve içlerinde bulundukları bataklıktan çıkabilmeleri için Başkanı, Yönetim Kurulu, Teknik Heyeti, İdari Kadroları ve hepsinden önemlisi FUTBOLCULARIN “ birer SİMURG olmayı göze almadıkça SİMURG ANKA olamayacaklarını ve bataklıktan çıkamacaklarını anladılar” ve kendi külleri üzerinden yeniden doğdular.

Herbiri birer efsane kuş SİMURG olan herkese, sanıyorum sadece saygı duymak gerekiyor,


İstemek

Fenerbahçe | Galatasaray | maçkeyfi | 28 Nisan 2008 | akarlidag

Uzun süredir derbide bir tarafın rakibi karşısında bu kadar ciddi bir üstünlük kurduğuna şahit olmamıştım. Galatsaray’ın maça baskılı başlayacağını bilmeyen yoktu. Ama baskının bu kadar uzun süreceğini ve Fenerbahçe’nin bunun altından kalkmak için hiçbir şey yapamayacağını tahmin etmek zordu.

Galatsaray sağlam bir orta saha ve çift forvetle maça başlayarak bu maçı kazanmayı ne kadar istediğini de söylüyordu aslında. Fenerbahçe’nin en önemli özelliği hazırlık pasları ve kanatlardı. Galatsaray rakibinin pas trafiğini bozarak aslında tüm oyun kurgusunu da bozmuş oldu. Her topa basarak, gerekirse faul yaparak Fenerbahçe’nin oyunu sete yaymasını engellediler. Fenerbahçe’de Gökhan ve Uğur tek başlarına kalınca kanatlar da çökmüş oldu. Kazım gerçekten çok kötüydü. Deivid hiçbir varlık gösteremedi.

Galatsaray orta sahası bu kadar baskılı oynarken, Fenerbahçe’de Maldonado ayağına gelen her topu yanındaki arkadaşına ya da geriye oynayarak rakibinin emeğine yağ sürdü. Aurelio ise kendini sakınmaktan bir türlü futbola dönemedi.

Fenerbahçe’de kadro terchinde Zico’nun hataları vardı. Belki taktikte de. Fenerahçe’nin bu kadar mahkum oynaması ve bu durumu değiştirmek için hiçbir çaba harcamamasıdır asıl değerlendirilmesi gereken. Sonuçta Sevilla maçında dün gecekinden çok daha fazla bir baskıyla karşılaşmışlardı. O maçta da ilk golü hatta ikinciyi yemişlerdi. Ama orada durumu kabullenmemek vardı, kazanma arzusu vardı, azim vardı.

Dün gece kazanmayı isteyen taraf da, galibiyeti hak eden taraf da Galatsaray’dı.


galatasaray’in milli takimi !

Adnan Sezgin | Denizlispor | Feldkamp | Galatasaray | maçkeyfi | UEFA Kupası | Turkcell Süper Lig | 26 Mart 2008 | Kemal Yonucu

 

GALATASARAY ’IN MİLLİ TAKIMI !

2 gün önce Beşiktaş’ın mağlubiyeti, 1 gün önce Fenerbahçe’nin galibiyeti, belli ki Galatasaray’ı stres’e sokmuş. Genellikle rakiplerinden sonra oynamak ve onların maç neticesini bilmek sanki bir avantaj gibi değerlendirilir. Gel gör ki bu durum Galatasaray’a yaramadığı gibi telaşlanmasına yol açarak, dezavantaja dönüştü diyebiliriz. Puan durumundaki yeri nedeniyle Denizlispor oldukça rahatlamış ve bu rahatlığını Galatasaray karşısında avantaja çevirdi. İlk yarı devamlı ayağa top oynayarak, topun kendisinde kalmasını sağladı. Böylece Galatasaray’a oyun imkânı vermedi.

Galatasaray Hagi’den sonra 10 numara sorunu yaşıyor, bu sene bunu çözmek için çok ciddi bir yatırım yaparak Lincoln’ü transfer etti, ama problemi çözemediği gibi hem teknik hem de maddi olarak büyük bir yükün altına girdi. Aslında Lincoln kronik sakatlıkları ve asi yapısı bilinerek transfer edildi, O da bu bilinenleri haksız çıkarmayacak şekilde davrandı, her şey olması gerektiği gibi oldu.

Yani Lincoln yoktu yine yok. Bundan sonrasını da böyle düşünmek gerek.

Her mevki için yaklaşık 2 oyuncu var iken Lincoln’nün alternatifi yok. Peki devre arasında en az Lincoln kadar futbol kumaşı iyi olan Yusuf transfer edilmiş olsa idi kötümü olurdu?

Hatırlarsanız Denizli’de oynanan Denizlispor-Galatasaray maç’ından sonra Yusuf Milli Takıma çağrıldı, üstelik maliyet olarak da Lincoln’e göre komik bir bedel ödenirdi.

Bu transfer şampiyonluk yolunda Galatasaray’ın elini kuvvetlendirir, önünü açardı diye düşünüyorum.

Bu maçta’da Galatasaray kendi Milli takımını çıkardı. Yabancılardan sadece Nonda var. O da yedek kulübesinde. Bu Adnan Sezginin tez konusunu haklı çıkarıyor.

Şöyle ki, bugün Galatasaray Şampiyonluk yoluna halen devam edebiliyorsa bunun sebebi doğru yerli oyuncu transferi yapılmış olmasında yatıyor. Ve aklımıza şöyle bir soru takılıyor

“Yabancı oyuncu transferini de aynı isabetle yapabilmiş olsa idi bugün Turkcell Süper Lig’inde ve UEFA kupasında yeri ne olurdu? ”

Birinin bu soruya cevap vermesi gerekiyor.

Öyle değil mi Sayın Sezgin ?

Her olay tez konusu olabilir ama her tezden olumlu sonuç çıkmaz.

Sizinkilerde olduğu gibi! Son olarak Barussa vakası.

Maç hakkındaki düşüncelerimize gelecek olursak, Sayın Akcan maç’a olması gereken bir kadro çıkardı ve ikinci yarıda yaptığı değişiklikler ile maç’ı lehine çevirmesini bildi. İkinci yarıda ciddi bir baskı yaratıldı ve bu baskı dan kalecide nasibini aldı.

Gol kalecide yaratılan konsantrasyon kaybı sonucunda oldu.

İddia ediyorum Ahmet Akcan takımın başında olursa Galatasaray şampiyon olur. Çünkü Sayın Akcan Sayın Kalli gibi takım üstünde gereksiz gerilim yaratacak disiplin gösterilerinden ve yıldız oyuncu düşmanlığından kaçacak.

Bu durumda yıldızlar daha özgür bir ortam bularak performanslarını üst düzeye çıkartarak daha fazla sorumluluk alacaklar.

Bu da takim üstünde olumlu bir sonuç yaratacak.


SEYİRCİNİN MAÇ GÜNÜ !

Ankaraspor | Karl Heinz Feldkamp | Ali Sami Yen | Galatasaray | Turkcell Süper Lig | 17 Mart 2008 | Kemal Yonucu

 

SEYİRCİNİN MAÇ GÜNÜ !

Futbolla ilgili yazmak bazen o kadar zor oluyor ki ne yazacağını bilemiyorsun. İnsan bir futbol maçını neden izler. Çünkü futbol maçı izlemek aynı zamanda zahmetli de bir iş dir.

Sahada oynanan maç 90 dakika dır, ama sizin için öyle değildir. Sizin için maç, maç sabahı evde uyandığınız andan itibaren başlamıştır ve kaç devrede biteceği ancak eve geldikten sonra anlaşılır. İlk devresi evde hanımla yaşanır, çünkü siz maç seyretmeye değil kale fethetmeye gittiğinizi sandığınız için içinizde küçük bir gerilim vardır ( Bu Fenerbahçe-Galatasaray maçı ise, küçük gerilim yerini fırtınalara bırakır ve maç sonrası, hele birde tuttuğunuz takım mağlup olmuşsa etrafta tusunami sonrası görünüm vardır. ) Yazının devamı »


Maç Keyfi

Fenerbahçe | Galatasaray | maçkeyfi | 29 Şubat 2008 | akarlidag

Galatasaray:2 Fenerbahçe:1

Benim için futbol bir keyif oyunudur. Alırım elime biramı/kahvemi, arkadaşlarımı çağırırım güzel bir futbol akşamı geçirmeye çalışırım kendi çapımda. İzlediğim oyundan da keyif almak isterim. Futbol bu yüzden var zaten ve bu yüzden milyonlarca insan tarafından seyrediliyor.

Açıkçası dün geceki maçtan hiç keyif alamadım ben. Bir maçta 14 tane sarı kart gösterilmişse (Her 6.4 dakikada bir sarı kart demek oluyor bu) ortada oynanan bir oyundan da söz edilemiyor maalesef.

Bir şirkette müdür olduğunuzu düşünün. 25 tane elemanınız olsun. Bunlardan 14′ünü insan kaynakları departmanına uyarı almaları için şikayette bulunsanız, 4′ünü işten atsanız şirketteki insanlar sizin hakkınızda ne düşünürler? Çok büyük bir ihtimalle bütün çalışanlar mı kötü yoksa bu yöneticide mi bir problem var diye sorarlar kendilerine.

Biz oynanan kısmıyla maçı yorumlamaya çalışalım. Galatasaray oyuna inanılmaz bir baskıya başladı. Maçın hemen başında da gol pozisyonlarını yakaladı ve ardından golü buldu. Fenerbahçe’nin kanatlarını baskıyla işlemez hale getirdiler. Orta sahanın ortası ise çoktan çökmüştü. Ne zaman Lugano atıldı, oyuna da denge geldi. Fenerbahçe her zamanki kısa paslarıyla oyunu kontrol etmeye başladı. Uğur Boral’ın oyundan alınmasıyla sol kanat çökmüştü ama Gökhan Gönül sağ kanatta harikalar yaratıyordu. Nitekim çok şık bir gole de imzasını attı.

Kezman-Semih çift forvetini isteyen spor yazarları bayram etmiş olmalı. Zico sonunda onlara kulak verdi! 10 kişi kalan bir takımın teknik direktörü çift forvete dönüyorsa buna cesaret deniyordu işte.

Galatasaray’ın 10 kişi kalan rakibine karşı pozisyon bulamayışının, turu getirecek golün rakip 9 kişi kaldığında 92. dakikada bulabilmelerinin nedenlerini iyi analiz etmeliler. Yoksa işleri gerçekten çok zor olabilir.


KORKU DAĞLARI BEKLER!

Alex de Souza | Hakan Şükür | Fortis Türkiye Kupası | Adnan Sezgin | Feldkamp | Galatasaray | Ali Sami Yen | maçkeyfi | 04 Şubat 2008 | Kemal Yonucu

KORKU DAĞLARI BEKLER!

Kendinizi uçurumun kenarında hissederseniz düşmemek için ne bulursanız, tutunmaya çalışırsınız. Bu bir korku psikolojisidir. Artık özgüveninizi kaybetmişsinizdir, akıldan çok reflekslerinizle hareket etmeğe başlarsınız, güvenlik ve korunma isteği ön plandadır.

Dünkü maç, böyle bir korkunun sahaya yansımasıydı.

Galatasaray, istekliydi daha çok mücadele etti, gole daha çok yaklaştı hatta girilen pozisyonlar gole dönüştürülse fark bile olabilirdi. Buna karşılık Alex’in şutunu saymaz isek, rakibine sadece bir pozisyon verdi.

Bu istatistik, genel durumu yani “KORKU” durumunu değiştirmiyor.

Bunu nereden anlıyoruz! Sayın Kallinin kodlarını çözerek! Yazının devamı »


ÖRUMCEK ADAM ANKARAGÜCÜ’NE KARŞI !

Alex de Souza | Ankaragücü | UEFA | Kezman | Adnan Sezgin | Galatasaray | Fenerbahçe | Feldkamp | Turkcell Süper Lig | 29 Ocak 2008 | Kemal Yonucu

ÖRUMCEK ADAM ANKARAGÜCÜ’NE KARŞI !

Korku filmlerinde hepimizin bildiği bir sahne vardır. Yağmurlu, fırtınalı bir gece de, evde yalnız kalan kadın ya da çocuk ürkütücü, garip sesler duyarak yatağından kalkar ve elinde fenerle ses’in geldiği yere doğru yönelir. Bu gerilim anı, tüylerimizin diken diken olmasına sebep olur. Filmin kötü adamı, yüzünde maske ve elinde ki kesici alet ile aniden karşısına çıkarak kurbanını kovalamaya başlar, kurbanın enerjisinin bittiği ve malum sonucun yaklaştığı anda kahramanımız bir anda ortaya çıkar ve kurban’ı tehlikeden kurtarır.

<!–[if !vml]–><!–[endif]–>Evet çok fantastik bir giriş oldu.

Evet bu bir film eleştirisi değil ve bu platformda kültür ve edebiyat platformu hiç değil bunu biliyorum.

Ama bunları hatırlamadan ve hatırlatmadan dünkü Mehmet Topalı anlatmak mümkün değildi. Film kahramanımız her başı sıkışanın yardımına gitti. Bazen birden fazla olduğunu düşündürtecek kadar, aynı anda farklı yerde olabiliyordu. O yardım ve mücadele etmekten yorulmadı biz onu takip etmekten yorulduk. Gerçekten bacaklarını örümcek adam gibi her yere uzatıyordu. Kendisine yakıştırılan ÖRUMCEK ADAM ismini boşuna almadığını gösterdi.

Yazının devamı »


OFFF, CİMBOM BİZDE KEYİF BIRAKMADIN !

Bursaspor | Feldkamp | Galatasaray | 21 Ocak 2008 | Kemal Yonucu

OFFF, CİMBOM BİZDE KEYİF BIRAKMADIN !

Ben Kazakistan’da yaşayan bir spor severim, burada maçları izleyebilmek saat farkından dolayı(4 saat) oldukça zor oluyor. Saat 19.00 da başlayan maçları burda gece 23.00 de izlemeğe başlıyoruz. Maçları Kazakistan Galatasaraylılar Derneğinde izliyorum. Maçı bitirip eve dönüşümüz saat 02,30’u buluyor, bu kadar zahmetten sonra insan haklı olarak iyi bir futbol seyretmek istiyor.

Bu hafta önce, Fenerbahçe-Gaziantep maçını izledim. Şaşkına döndüm, bir takım (o takım Gaziantep) nasıl olurda kendi sahasında oynar iken tek organize atak geliştirip karşı kaleye şut atamaz. Bu takımın Türkiye Turkcell Süper Liginde ne işi var diye düşündüm.

Galatasaray-Bursaspor maçının başlamasını beklerken Bayanlar Voleybol’unda, Olimpiyat oyunlarının Avrupa elemeleri finali olan Rusya-Polonya karşılaşmasını izledim. Buradaki mücadele ve kazanma hırsının kırıntısını Gaziantepspor’da göremedim. Bu nasıl futbol anlayışıdır aklım almadı.

Voleybol maçının ardından Galatasaray-Bursaspor takımlarının oyuncu kadrolarını görünce, biran aynı filmi tekrar görürmüyüz dedim. Demez olaymışım aklıma gelen başıma geldi, bu sefer (bu takımların bu lig de ne işi var) demedim. Fenerbahçe ve birazda Sivasspor ve zaman zaman Kayserispor’u bu takımların dışında tutarsak, anladım ki bizim lig’in kalitesi bu kadar. Zaten bu sene Galatasaray’ın sıradan Avrupa takımlarının karşısında ne durumlara düştüğünü gördük.

Yazının devamı »


Kalli’nin Kadro Sihirbazlıkları !

Galatasaray | maçkeyfi | Turkcell Süper Lig | 12 Kasım 2007 | Kemal Yonucu

Kemal YONUCU

Kemal YONUCU
kemalyonucu@gmail.com

Kalli’nin Kadro Sihirbazlıkları !

Gençlerbirliği maçının bitiş düdüğün’den sonra, son oynanan üç TURKCELL Süper Ligi, bir UEFA Kupası ve bir de FORTİS Türkiye Kupası maçlarını bir paket olarak analiz ettiğimde, ilginç ve G.Saray’in neden başarısız bir dönem geçirdiğini açıklayan sonuçlara vardım.

Bu beş maçın kadro yapısına baktığımız zaman, takım kadrosunda bir istikrar göremiyoruz. Bu haliyle G.Saray’ın oyun yapısına olumsuz bir şekilde yansıyor. Beş maçın tamamında oynayan sadece Song var onu dörder maç ile Servet, Hakan Balta, Arda ve Nonda izliyor. Son beş maçta ilk onbirde sahaya çıkan takımın, takibeden maçta yarısının değiştiğini değişen yeni kadronun bir sonraki maçta tekrar yarısının değiştiğini görüyoruz.

Bunu detaylandırmamız gerekirse;

FORTİS Kupasında oynanan Denizlispor maçı kadrosundan üç gün sonra oynanan TURKCELL Süper Ligi maçında ilk onbirde sahaya çıkan Song, Hakan Balta, Bouzid, Mehmet Topal, Arda, Serkan ve ümit oynuyor, sonraki G.Antep maçında bu kadrodan yedi kişi oynuyor sonraki maç olan UEFA Kupası Helsinborg maçın da G.Antep kadrosunda olan yedi oyuncusu ile maça başlıyor.

En son maç olan TURKCELL Süper Ligi Gençlerbirliği maçına Helsinbörg kadrosundan sadece beş oyuncu ile başlıyor. Görüldüğü gibi kadro ile çok oynanıyor.

Forvet hattı ise tam felaket, yine aynı sıra ile devam edersek FORTİS Kupasında oynanan Denizlispor maçının forveti Nonda / ümit arkalarında Arda, Denizlispor TURKCELL Super Ligi maçında ümit / Serkan arkalarında Arda, Carussca, yine G.Antep maçı Nonda / Serkan arkalarında Lincoln. UEFA Kupası Helsinborg maçı Nonda / HSükür Arkalarında Lincoln, Son TURKCELL Süper Ligi G.Birliği maçı forvet Nonda / Serkan arkalarında Lincoln.

Şu veya bu şekilde sürekli değişen, bütün hatları ile değiştirilen takım istikrarlı bir yapıya kavuşamadığı için seyirciyide tatmin edecek bir futbol ortaya koyamıyor. Kimse takımdaki yerinden emin olamadığı için güvenli top oynayamıyor devamlı stres altında çok hata yapıyorlar ayağına topu alanlar benden biran evvel top çıksın diye topu forvete şişiriyorlar bu oyun anlayışı Nonda’nın da basarısız görünmesine yol açıyor.

Gençlerbirliği maçını yukarıda çizilen çerçeve etrafında değerlendirirsek bizim için maç üç ihtimalli idi. Değişik olan tek şey takımın çok koşması ve pres yaparak alan daraltması. Oysa takım yine oyunu geriden başlatamıyor ortasahayı kontrol edemediği için hucumu sete dönüştüremiyor. Orkun, Song ve Servet ile uzun toplarla çıkmaya çalışıyor. Gençlerbirliği defansı bu topları rahatlıkla karşı hucuma dönüştürdüğü için oyunda oldukça hızlı oynanıyordu.

Yazının devamı »