Türkiye:1 Bosna Hersek:0
Cumartesi günü Rıdvan Dilmen “Finallere gitmemek için çok uğraştık ama başaramadık” derken ne kadar haklıydı aslında. Yine olmadık puanlar kaybedilmiş yumurta kapıya dayanmıştı. Ama “biz zoru severiz” mantığı burada da kendini gösterdi ve milli takımımız sonunda Avursturya İsviçre hibritleşmesinden oluşacak bu organizasyona katılmayı başardı. Çok zor günler geçirildi, tansiyon yükseldi, küslükler oldu, gerginlikler yaşandı yine de hedefe varıldı.
Bosna Hersek maçına iştahlı başladı takımımız. İlk 15-20 dakika izleyenlere bu iştahı fazlasıyla hissettirdi. Takımdaki kazanma azmi üst düzeydeydi, fakat ilk 20 dakikadan sonra özellikle ikinci yarıda ”iyi” diyebileceğimiz bir oyun göremedik. Tıpkı Norveç maçında olduğu gibi bir tek Emre’ydi farklılık yaratan. Belki biraz da ileri çıkışlarına alışık olduğumuz fakat bu maçta defansif özelliklerini seyrettiren Gökhan’dı iyi oynayan. Sorun heyecan mıydı yoksa stres miydi? Artık oyuncularımızın stresli maçları daha rahat atlatması gerekmez miydi? Avrupa Şampiyonası’nda eğer önümüzde büyük hedeflerimiz olacaksa Bosna Hersek maçından çok daha stresli maçlar oynayabileceğimizi aklımızın bir köşesine not edelim. Not etmemiz gereken bir şey de elemeleri geçen takımlardan Rusyayla birlikte en düşük puanlı ülke olduğumuz.
3 defa katılma hakkını elde ettiğimiz Avrupa Şampiyonası’na bizi 2 defa götürmeyi başaran Fatih Terim’i kutlamak da “yiğidir öldür hakkını yeme” statüsünden bu satırlarda yerini almalıdır. UEFA kupasını almış bir teknik direktör için çok büyük bir başarı olmasa da ülkemiz insanları için büyük bir mutluluk kaynağıdır. Umarım asıl başarıyı finallerde yaşayabiliriz.
Stat ve Seyirci
Fatih Terim seyirci değil taraftar istiyorum demişti, belki kendince haklıydı. Ama bunun için stat hoparlöründen sürekli bağaran birine ihtiyacımız var mıydı? Ve taraftarlarımızın “Avrupa Avrupa duy sesimizi” tezahüratı 15 yıl öncesinde kalmamış mıydı? UEFA kupası almış, Dünya Kupası’na, Avrupa Şampiyona’larına katılmış bir takımın taraftarının artık daha özgüvenli tezahüratlar yaratması gerekmez mi?
Son maçımızın Ali Sami Yen Stadyumu’nda oynanması çok eleştirildi. Stadı belirleyen ekip birçok değişkeni hesaba katarak böyle bir seçim yapmışlardır eminim. Benim itirazım UEFA yetkililerinin temizletilmesini istediği çakıl taşlarına. Zemindeki çukurları doldurmak için çakıl taşı midye kabuğu vs konuyorsa, Galatasaray kötü çalışıyor o yüzden çok fazla oyuncu sakatlanıyor tezi anında çürüdü demektir. Türkiye’nin en Avrupalı’sı olduğunu iddia eden bir takımın sahasının bu durumda olması mı yoksa hayatlarını sakat olmadıkları sürece kazanabilen futbolcuların itiraz etmemesi mi hayret verici tartışılır.
Azerbaycan Ermenistan Maçları
Avrupa Şampiyonasu grup eleme maçlarının bitmesiyle birlikte gazetelerde turnuvayla ilgili sonsuz haberler yapılmaya başlandı. İngiltere’nin elenmesi en popüler haberdi bugün. Kimsenin gözü A grubuna ilişmedi anlaşılan. Azerbaycan ve Ermenistan kendi aralarındaki maçları oynamadılar. Bu iki ülke arasındaki siyasi açmazı hepimiz biliyoruz. UEFa yetkilileri Azerbaycan ile Ermenistan’ın maç yapamayacaklarını nasıl düşünemez? Ermenistan veya Azerbaycan +6 puanla finallere katılabilecek durumda olsaydı bunun sorumlusu kim olacaktı? Futbola siyaset karıştırmamaksa sorun, bu futbol oynanamaması sorunun önüne geçmemeli. Sonuçta biz de yıllarca Kıbrıs Rum Kesimi’yle hatta Yunanistan’la aynı grupta yer almadık. Hem futbol hem de futbolu yönetenler adına üzüntü verici bir tablo ortaya çıktı.