Maç Keyfi

Fenerbahçe | Galatasaray | maçkeyfi | 29 Şubat 2008 | akarlidag

Galatasaray:2 Fenerbahçe:1

Benim için futbol bir keyif oyunudur. Alırım elime biramı/kahvemi, arkadaşlarımı çağırırım güzel bir futbol akşamı geçirmeye çalışırım kendi çapımda. İzlediğim oyundan da keyif almak isterim. Futbol bu yüzden var zaten ve bu yüzden milyonlarca insan tarafından seyrediliyor.

Açıkçası dün geceki maçtan hiç keyif alamadım ben. Bir maçta 14 tane sarı kart gösterilmişse (Her 6.4 dakikada bir sarı kart demek oluyor bu) ortada oynanan bir oyundan da söz edilemiyor maalesef.

Bir şirkette müdür olduğunuzu düşünün. 25 tane elemanınız olsun. Bunlardan 14′ünü insan kaynakları departmanına uyarı almaları için şikayette bulunsanız, 4′ünü işten atsanız şirketteki insanlar sizin hakkınızda ne düşünürler? Çok büyük bir ihtimalle bütün çalışanlar mı kötü yoksa bu yöneticide mi bir problem var diye sorarlar kendilerine.

Biz oynanan kısmıyla maçı yorumlamaya çalışalım. Galatasaray oyuna inanılmaz bir baskıya başladı. Maçın hemen başında da gol pozisyonlarını yakaladı ve ardından golü buldu. Fenerbahçe’nin kanatlarını baskıyla işlemez hale getirdiler. Orta sahanın ortası ise çoktan çökmüştü. Ne zaman Lugano atıldı, oyuna da denge geldi. Fenerbahçe her zamanki kısa paslarıyla oyunu kontrol etmeye başladı. Uğur Boral’ın oyundan alınmasıyla sol kanat çökmüştü ama Gökhan Gönül sağ kanatta harikalar yaratıyordu. Nitekim çok şık bir gole de imzasını attı.

Kezman-Semih çift forvetini isteyen spor yazarları bayram etmiş olmalı. Zico sonunda onlara kulak verdi! 10 kişi kalan bir takımın teknik direktörü çift forvete dönüyorsa buna cesaret deniyordu işte.

Galatasaray’ın 10 kişi kalan rakibine karşı pozisyon bulamayışının, turu getirecek golün rakip 9 kişi kaldığında 92. dakikada bulabilmelerinin nedenlerini iyi analiz etmeliler. Yoksa işleri gerçekten çok zor olabilir.


Her Şey Çok Güzel Olacak

Sevilla | Fenerbahçe | 21 Şubat 2008 | akarlidag

Fenerbahçe:3 Sevilla:2 

Fenerbahçe sayesinde çok güzel bir futbol gecesi yaşadık yine. Maç başlamadan önce yapılan tribün şovları harikaydı. Burada naçizane bir eleştirim olacak. Neden maç başlayınca susuyorsunuz? 55000 kişinin organize bir tezahürat yaptığını düşünsenize, ortaya ne kadar muazzam bir görüntü çıkar.

Maça gelince. İlk 15 dakika tamamen Sevilla’nın baskısıyla geçti. Bu kadar baskı altıyken gelen Fenerbahçe golü baskıyı da kırmış oldu. Ne zaman Fenerbahçe kontrolü tamamen ele geçirdi, kendi kalesinde golü gördü. Kanatları çok iyi kullanan Sevilla karşısında Uğur’un ve Gökhan’ın bocalamasını bekliyordum açıkçası. Hem Gökhan hem de Uğur çok çalıştılar. Nitekim ilk gol  de Uğur’un ortasından geldi.

Onlar beni yanılttılar da Deivid yanıltmadı. Deivid maalesef Gökhan’ın yükünü azaltamadı.
Zico’nun Maldona’yu yedek oturtup Selçuk’la başlamasının ne kadar doğru bir tercih olduğunu gördük. Selçuk her topu aldı, her topa bastı. Sahanın en çalışkanıydı ki zaten seyirci de alkışlarıyla O’nun hakkını verdi.

Fenerbahçe defansı Kanoute’yi ve Fabiano’yu zaman zaman kaçırsalar da maçın bütününde iyi bir futbol sergilediler. Sevilla’nın baskılı oynadığı anlarda biraz zorlandıklarını da unutmamak gerekir. İspanya’daki maçta daha dikkatli olunmalı. Sevilla çok adamla hücuma çıkan bir takım. Saraçoğlu’nda bu kadar bastırdılarsa kendi sahalarında çok daha fazla hücuma çıkacaklardır.

Edu’nun yine kale kalesine attığı bir gol var. Bu işin üzerine gitmek gerekir diye düşünüyorum. Edu bıraksa Volkan’ın rahat alacağı bir toptu. Kendi aralarında hala mı dil problemi var anlayamıyorum. Hakemden izin alınsın bundan sonra maçlarda tercüman Samet de görev alsın. Kulaklıkla mı tercüme yapacak neyle yapacaksa olaya bir el atsa iyi olacak.

Sevilla’yı oyuncuların sürekli yerde yatıp oyunu soğutma ve zaman geçirme çabaları son derece anlamsızdı. İki defa UEFA kupası kazanmış bir takımın artık özgüvenini de kazanmış olması beklenirdi. Bu tarz hareketler genelde görece zayıf takımların başvurduğu bir yöntemdir. Yoksa biz mi Sevilla’yı gözümüzde büyüttük?
İspanya’ya nispeten iyi bir avantajla gidecek Fenerbahçe. Futbol şansı da yanında olursa turu geçmesi kimseleri şaşırtmasın.


Sağ Ayak ve Kafa

Maldonado | Kezman | Roberto Carlos | Fenerbahçe | maçkeyfi | 11 Şubat 2008 | akarlidag

Fenerbahçe:3 Gençlerbirliği OFTAŞ:1 

Dünyanın en önemli sol ayaklı oyunculardan birini alıyorsunuz. 2 gol atıyor, 1′i kafayla diğeri sağ ayakla. Tam bir ne umduk ne bulduk durumu. Fenerbahçeliler Carlos’tan şikayetçi değiller elbette ama hakikaten ilginç bir durumla karşı karşıyayız. Kendi de bunu dile getirdi zaten.

Açıkçası bu maçın daha zor geçeceğini tahmin ediyordum. Birinci lige yeni çıkmış, hayatında ilk defa böyle bir sahada ve seyirci önünde futbol oynayan OFTAŞ takımınn bu kötü performansını çok da yadırgamamak gerekli. Hele ki oyuncuların yaş ortalamasının 24 olduğunu düşünürsek. Yine de penaltıya kadar iyi direndiler. Penaltıdan sonra çözülme kaçınılmaz oldu.

Fenerbahçe’nin en iyi görünen oyuncusu Aurelio, Trabzonspordaki gibi ileriye dönük oynamasıydı. Tabii bir İspanyol teknik direktörün kendisini seyrediyor olması da ekstra bir motivasyon sağlamış olabilir mi diye düşünüyor insan. Maldona’nın pasif futbolu Arurelio daha da bir güzelleştirdi. Maldanoda yeni geldi, 2 aydır futbol oynamıyordu, dünkü performansı ölçü olamaz demek isterdim. Ama maç sonunda benim stilim bu, futbolu basit oynarım açıklaması bizleri derin düşüncelere sevketti. Önümüzdeki hafta Lugano iyileşince hangi yabancı kulübeye gidecek merakla bekliyoruz. Selçuk’la Kemal de dört gözle Zico’nun seçimini bekliyor olacaklar.

Kezman Fenerbahçe’ye geldiğinden bu yana en iyi maçlarından birini çıkarttı. Aurelio gibi bir yardımcısının olması, Deivid ve Alex’le desteklenmesi Fenerbahçe’nin Kezman’ı daha verimli kullanmasını sağladı.


KORKU DAĞLARI BEKLER!

Alex de Souza | Hakan Şükür | Fortis Türkiye Kupası | Adnan Sezgin | Feldkamp | Galatasaray | Ali Sami Yen | maçkeyfi | 04 Şubat 2008 | Kemal Yonucu

KORKU DAĞLARI BEKLER!

Kendinizi uçurumun kenarında hissederseniz düşmemek için ne bulursanız, tutunmaya çalışırsınız. Bu bir korku psikolojisidir. Artık özgüveninizi kaybetmişsinizdir, akıldan çok reflekslerinizle hareket etmeğe başlarsınız, güvenlik ve korunma isteği ön plandadır.

Dünkü maç, böyle bir korkunun sahaya yansımasıydı.

Galatasaray, istekliydi daha çok mücadele etti, gole daha çok yaklaştı hatta girilen pozisyonlar gole dönüştürülse fark bile olabilirdi. Buna karşılık Alex’in şutunu saymaz isek, rakibine sadece bir pozisyon verdi.

Bu istatistik, genel durumu yani “KORKU” durumunu değiştirmiyor.

Bunu nereden anlıyoruz! Sayın Kallinin kodlarını çözerek! Yazının devamı »